Kitaptaki anlatımların arasında bazı yerlere mor renkle girip açıklama yaparak daha aydınlatıcı olmasını sağlayacağız: Kitapta Jarvinen'den şöyle bahsedilir:
Halk Üniversitesi’nin 25. Yıldönümü Dolayısıyla Reçel Kralı Jarvinen’in Yaptığı Konuşma..
Halk Üniversitesi’nin birçok zorlukları aşarak 25 yıl boyunca yaptığı hizmetlerden sonra Snelman’ın yaşadığı “
Kuopio” şehrinde millî bir bayram düzenlenmişti.

(Toplantının yapıldığı Kuopio, Finlandiya'nın Kuzey Savonia bölgesinde bulunan bir şehir ve belediyedir. Nüfus bakımından ülkenin dokuzuncu büyük şehridir. Nilsiä ilçesi 2013 yılı başında Kuopio'ya katılacaktır. Bundan sonra Kuopio'nun nüfusu 100.000'in üzerinde olacaktır. Trabzon ilimizle kardeş şehirdir.)
"Reçel Kralı" Jarvinen
Tören sonunda ülkede “Reçel Kralı” diye tanınan Jarvinen söz alarak, bir saatten fazla süren bir konuşma yaptı. (Jarvinen: Finlandiyada en yaygın onuncu soyadıdır. "küçük bir göl", Järvi ("göl") ve -nen ("küçük") anlamına gelir) Davetliler birçok konuşma dinleyerek yorgun düştükleri halde Jarvinen’in konuşmasını ilgi ve dikkatle dinlediler. Jarvinen konuşmasına şu sözlerle başladı:

Ben bir zamanlar yoksul ve sıradan bir satıcıydım. Çocukken bir sepet içinde simit satardım. Daha sonra çarşıda küçük bir dükkân açıp şekerlemeler satmaya başladım. Büyük tüccarlar bana güvenirler ve dilediğim kadar, şekerleme, kurabiye ve kuruyemiş verirlerdi. Ben de bunları satarak borçlarımı günü gününe öderdim...
"Reçel Kralı" Jarvinen
Bundan dolayı beni severler ve ileride daha büyük bir dükkân açabilmem için bana yardım edeceklerini vadederek teşvik ederlerdi. O dönemde geçim sıkıntısı çekmiyor, temiz elbiseler içinde, iyi bir odada yaşıyordum. Ancak buna rağmen, o zamanki hâlimi nasıl ifade edeyim bilmiyorum beğenmiyordum. Ruhum acı içindeydi. Kendi hayatım ve geçimim bana dar geliyordu.

Sürekli sıkıntıyla düşünerek kendi kendime, “Dükkân küçük, müşteriler sınırlı, kâr az. Bütün bir hayat böyle azlıklar içinde mi geçecek?” diyordum. Jarvinen orada bulunan profesörlere dönerek sözlerini şöyle sürdürdü.
- Efendiler sabrederek benim hikâyemi dinleyiniz! ..
"Reçel Kralı" Jarvinen
Sizler pekâlâ iyi bilirsiniz ki, her simitçi çocuktan reçel kralı olmaz ve her simitçi çocuk, doğduğu şehirde yapılan milli tiyatro yapımı için on binlerce Mark veremez. Jarvi​nen’in yaptığı gibi, doğduğu kasabada kurulacak olan büyük bir gazetenin yayınlanması için gereken yardımda buluna​maz. Ben bunları kendimi övmek için söylemiyorum. Burası, bir şahsın kendisini övüp göklere çıkaracağı bir yer değildir. Sizlerin huzurunuzda, benim şahsımda, genç, güçlü ve sağlam olan Fin milletinin şahsiyeti bulunmaktadır. Ben burada, sizin karşınızda ağaç kabuklarıyla karışık çavdar ekmeğiyle beslenen, ormanlar ve bataklıklar arasında tahammül ederek çalışan Fin milletini temsil ediyorum. Fin milleti arasında reçel kralı nadirdir ama bu milletin arasında benim gibi Jarvinen’ler yok değildir
"Reçel Kralı" Jarvinen
Jarvinen ismi taşıyanlar bir taburdur. Benim gibiler halk arasında binlerce mevcuttur. Benim gibi Jarvinen’ler hâlâ ormanda ağaç kökleri sökerler, dağlardan taşları yuvarlarlar. Bunların da bir çoğuna yoksul hayatları dar gelmektedir. Biz zorluklardan ve çalışmaktan korkmayız, daha çok çalışıyorlar diye başkalarını kıskanmayız. Yalnız Jarvinen cinsinden olanlara bu geçim yolu dar gelmektedir. Onların canını sıkmaktadır. Onlar daha güzel bir hayat arzu etmektedirler, daha parlak bir istikbal ümit etmektedirler. Güneş gibi daha parlak, daha güzel, daha güçlü bir gelecek arzusundadırlar. Onların ruhunda kaynaşan, fışkırmak isteyen bir şey vardır ama çıkış yolu bulamıyor.
Geçen yıl İtalya’nın güneyine gitmiş ve reçel yapımında kullanılmak üzere bir gemi dolusu portakal satın almıştım. Birkaç günlük geziyi fırsat bilerek Napoli civarındaki Vezüv Yanardağı’nın doruğuna çıkmıştım. Dağın doruğundaki volkanın ağzını seyrederken kendi gençliğimi hatırladım. O zamanki fikirlerimi ve duygularımı düşündüm. Bütün Fin milletinin halini düşündüm. Kraterin içinde kara ve koyu bir lav kütlesi kaynıyor ve köpürüyordu. Lavlar kraterin dar ağzına doğru bazen yükseliyor, bazen alçalıyordu. Sanki volkanın içinde kraterin darlığına rağmen nefes almak isteyen müthiş cüsseli bir bir dev vardı. Dağın içinde biriken ateşli lavlara volkanın ağzı dar geliyordu. İşte bu yüzden yeraltında varolan güçler ve içteki ateş lavlarını dışarıya fırlatıyordu. Ben de bir zamanlar bu durumdaydım. Şimdi Fin milleti de aynı durumdadır. Jarvinen demek, Fin milleti demektir.
Ben önceleri yoksul bir sokak çocuğuydum. Şimdi ise yurdumuz için büyük ve iyi bir güç olduğumu söyleyebilirim. Ben bu konumumu kime borçluyum? Tesadüfen dinlediğim bir konferansa değil mi? Daha önce de söylemiştim. Küçük dükkânımda kurabiye ve şekerlemeler satıyordum. Böyle sınırlı ve ilgisiz bir hayat yaşamaya mahkûm olduğumu düşündükçe canım sıkılıyordu. Az kazanıyordum. Ruhumdaki acıyı dindirmek için içkiye başladım. Bu sırada ünlü bilim adamlarımızdan biri kasabamıza geldi ve duvarlara şöyle ilanlar astırdı. “İhtiyar, genç, bilgili, cahil herkesi davet ediyo​rum!.. Ben bütün hayatımı, güzel ülkemiz Suomi’nin yükselmesine adadım. Boş zamanlarınızda bana haftada bir saat ayırınız..
Bu konferans benim gözlerimi açtı. Sırtımda büyük ve güçlü kanatlar çıktı sandım. Şimdi bende de büyük adam olma isteği oluştu. Bizim şu küçük Suomi için ben de büyük bir iş yapayım diye düşünmeye başladım. Fakat ben ne yapabilirdim? Bütün sermayesi birkaç bin Mark’tan ibaret olan bir kurabiyeci ne yapabilirdi? O sırada benim üç dostum vardı. Onları da konferansa götürmüştüm. Düşüncemi onlara açtığım zaman, aynı itirazlarla karşılaştım. Arkadaşlarımın biri kunduracı, biri demirci, üçüncüsü de yumurtacıydı.
Konferanstan dönerken bunlar: -İşte herbirimiz birer kahraman değil miyiz? Birimiz yumurtacıyız, birimiz kunduracı... Sen de çocuklara şekerleme, kurabiye satıyorsun. Biz nasıl birer Robinson olabiliriz? diyorlar ve gülüşüyorlardı. O an bana ilham geldi. Bir şair gibi konuşmaya başladım:
Ne demek baylar!.. Ben kurabiye satarım ama niçin kendi mesleğimde, kendi işimde bir Robinson olmayayım. Ben yalnız ballı simitler satmakla kalmam, bu ülkede arıcılığı da ilerletebilirim. Bu işi o derece ilerletebilirim ki, ballı ve şekerli kurabiyeler bu ülkede yalnız zenginlere mahsus bir lüksten ibaret kalmaz. Yoksullar bile bunları rahatlıkla alabilirler. Arkadaşlar, ben kararımı verdim! Ben bu ülkede tatlılar kralı olacağım! Bunun üzerine arkadaşlarım: _ Peki biz ne olacağız? diye sordular. -Biriniz ayakkabı kralı, diğeriniz de yumurta kralı olabilirsiniz, cevabını verdim. Ve hep birlikte plan yapmaya başladık. Eve gittik, sabaha kadar gözümüze uyku girmedi. Hep aynı konu üzerinde konuştuk. Çok sürmeden azim ve iradeyle sürekli çalışmayla gençliğimizde kurduğumuz hayallerin gerçekleştiğini gördük..
Ben bu amacıma ulaştım. İşe küçükten başladım. Küçük bir meyve suyu fabrikası açtım. Bu fabrika hâlâ üretime devam etmektedir. Burası daha çok samanlığı veya pancar deposunu andıran ahşap bir binadır. Yeni fabrikam çok ilkel ve basit bir fabrikaydı ama bunu işletmek için bile param yoktu. Banka Müdürü’ne giderek, kuracağım işle ilgili planlarımı anlattım. Banka Müdürü: _ Bir kez girişimde bulununuz, dedi. Sizin gelecekteki krallığınız için, biz de bir miktar sermayeyi riske atalım, diye​rek destek verdi.
“Tatlı Krallığı” gibi cazip bir kelimeyi ilk kez Banka Müdürü’nden duydum. Girişimim başarıyla sonuçlandı. Ürettiğim meyve suyu temiz, koyu ve tatlıydı. Önce köyleri dolaşıyor, meyve suyu karşılığında pancar satın alıyordum.
İkinci yılın sonunda, Finlandiya’da böyle beş fabrikam oldu. Ondan sonra yeni bir işe giriştim. Finlandiya ormanlarında çok çilek olur. Kışın köyleri dolaşırken, köylülere binlerce litre veresiye meyve suyu dağıttım.

Bunlar yazın meyve sularının karşılığını çilekle ödemeye başladılar. Köylüler çoluk-çocuk topladıkları çilekleri bana taşıyıp teslim ettiler. Bu çilekler bana çok ucuza maloluyordu, öyle ki pancardan daha ucuza maloluyordu.
Köylüler ve işçiler Jarvinen’in reçellerini yemeye alıştılar. Reçel ve ekmek, çoğu kez köylülerin öğle ve akşam yemeğiydi. Çünkü ürettiğim reçel, tatlı, lezzetli, ucuz ve bol protein​liydi. Ertesi yıl Finlandiya’da toplanan çilekler yetmez oldu. Rusya ve Almanya’ya siparişlerde bulundum. Rusya’dan ünlü Vladimirovsky vişneleri, İrlanda’dan da pancar getirttim. Aynı zamanda köyleri dolaşarak, köylülere meyve fidanı ve tohumluk pancar dağıtıyor, bunların ekimi ve yetiştirilmesi konusunda bilgiler veriyordum. Bütün ülke âdeta benim çiftliğim hâline geldi. Bu sanki benim vücudum gibi bir şeydi. Sayısız kan hücreleri, sinirler, kaslar hiç durmadan benim için çalışıyorlardı. İşlerin böyle güzel geliştiğini gördükçe keyifleniyordum. Bütün düşüncelerim meyve suyu, pancar, çilek ve vişne üzerinde yoğunlaşmıştı. Sürekli bunların nasıl daha kaliteli üretebileceklerimi düşünüyordum. Reçel ve tatlıyı seven sanatçılar, şairler benim gönüllü danışmanlarım olmuşlardı. Üretimde yaptığım her yenilik önce onları sevindiriyordu.
Çizim: Üsame Ağırbaşlı
Bense sürekli bir tek şeyi düşünüyordum: Jarvinen Reçelleri’ni nasıl daha ucuza mâl edebilirdim? Günlerce nehirlerde emek sarfeden kayıkçılar, aylarca dağlarda maden ocaklarında didinen kömürcüler, benim reçellerimle besleniyor​lardı. Bir keresinde Finlandiya’ya ticari temaslar için gelmiş olan İngiltere Orman İşletmesi Müdürü, işçilerin yedikleri reçel ve tatlı besinleri görünce şaşırdı: _ Bu reçeller işçilere özgü bir gıda değildir, kral sofrasına yaraşan bir tatlıdır. Bunların bu kadar ucuz satılmasını aklım almıyor, diyerek hayretini dile getirdi. Sonra kendisi de sipariş verdi: _ Eğer size 50.000 kutuluk sipariş verecek olsam, bana aynı fiyattan verebilir misiniz? _ Bu takdirde size % 2 iskonto yaparım, cevabını verdim.
Jarvinen’in reçelleri böylece İngiltere’de de tanındı. Sonra Danimarka, Hollanda, Belçika, Almanya, Fransa ve hatta Amerika’da bile tüketilmeye başlandı...
DEVAMI KİTAPTA!
Çizim: Üsame Ağırbaşlı
Back
Next